Eskişehir Haber | Muhabir26

Akdeniz’de AB ‘korsanlığı’

Akdeniz’de AB ‘korsanlığı’

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkiler son dönemde oldukça gergin sınamalardan geçiyor. AB bir yandan Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hidrokarbon kaynakları arama girişimlerini bir krize dönüştüren Yunanistan’ın yanında saf tutmakta. Öte yandan Libya meselesinde, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in (BM) tanıdığı meşru hükümetle kurduğu ilişkilerini bilerek terörize etmekte. Her iki konuda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Türkiye’ye karşı bir cephe teşkil etme çabalarını da unutmamak gerek. 10-11 Aralık 2020’de yapılacak AB Liderler Zirvesi öncesinde birlik adeta aba altından sopa göstermeye çalışıyor. Bu çerçevede Brüksel’deki diplomatların zirvede Türkiye’ye karşı cezai yaptırımların masaya getirebileceği söylentilerini şimdiden fısıldaması ilişkilerde AB tarafının söylemlerinin gittikçe sertleştiğini gösteriyor.
Geçtiğimiz Pazar günü (22 Kasım 2020) yaşanan son olayla ise AB Türkiye ile ilişkilerinde uluslararası hukuka aykırı bir tutum sergileyerek yeni bir skandala imza attı. Libya açıklarında seyreden Türk bandıralı Roseline-A isimli yük gemisi Libya’daki meşru hükümete silah taşıdığı şüphesiyle AB Akdeniz İçin Deniz Kuvvetleri’nin IRINI (EUNAVFOR MED IRINI) harekâtını yürüten Alman “Hamburg” fırkateyni tarafından durdurularak arandı. Ancak bunu yaparken AB güçleri, dolayısıyla Alman askerleri, ne bayrak devleti Türkiye’nin ne de gemi kaptanının rızasını aldılar. BM’nin Libya’ya uyguladığı silah ambargosu çerçevesinde IRINI harekâtı kapsamında Libya’ya silah ve mühimmat taşıdığından şüphelenilen gemileri arama yetkisi AB güçlerine verildi. Ancak bu yetkiyi kullanabilmek için BM’nin 2292 ve 2526 sayılı Güvenlik Konseyi kararları gereğince Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile istişare ve izin zorunlu kılındı. Öte yandan uluslararası deniz hukuku açısından baktığımızda, açık denizde seyreden, bir başka ifadeyle uluslararası sularda bulunan Türk gemisine çıkabilmek için mutlak surette bayrak devletinin müsaadesine almak gerekiyor. Böyle bir durumda Roma’daki AB Harekât Komuta Merkezi’nin ve gemiyi denetim görevini gerçekleştiren Alman askerlerinin, eğer büyük bir yanılgıya kapılmadılarsa, bilerek ve isteyerek uluslararası hukuka aykırı tutum sergilediklerini, yani kötü niyetli davrandıklarını söylemek için Türkiye’nin elinde çok fazla sebep var.

Baskın NATO için de kriz potansiyeli taşıyor

Türkiye’nin, AB aday ülke statüsünün fiiliyatta işlemediğini göz önünde bulundursak bile, bu olayda dikkat edilmesi gereken birinci husus, Türkiye’nin Kuzey Atlantik İttifakı’nın (NATO) bir parçası olduğu gerçeğidir. Aynı ittifakta müttefiklik ilişkisi içinde bulundukları Türkiye’nin yük gemisinin BM silah ambargosunu deleceğini düşünmek için AB makamları Türkiye’ye ve uluslararası kamuoyuna şüpheden çok daha fazlasını sunmak zorundalar. Zira müttefik bir ülkenin yük gemisine izin alınmaksızın zor kullanarak çıkmak ne NATO müttefikliğiyle ne BM kararlarıyla ne de uluslararası hukuk kurallarıyla bağdaşıyor. Türkiye’nin meseleyi uluslararası hukuk kanalları içinde halletmeye çalışması daha büyük sorunları şimdilik engellemiş görünüyor. Doğu Akdeniz’deki bu gerginlikler ve taraflar arasında güveni sarsacak hamlelerin artması NATO içinde ciddi bir kriz potansiyeli taşıyor. 1-2 Aralık 2020 tarihlerinde düzenlenecek NATO Dışişleri Bakanları Toplantısında bu konuda doğru mesajın verilmesi, NATO’nun işlevi açısından da önemli. Bu kapsamda AB ile Türkiye arasında yaşanan bu son kriz sadece Türkiye-AB ilişkilerini değil, NATO-Türkiye-AB ilişkilerini de ilgilendirmekte ve etkilemekte.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ